İki mutlu ölüm!
İki büyüğüm de yetiştirdiği iyi ve sağlam karakterli çocukları yüzünden devletin aşağılamasından etkilenmediler. Bu yüzden çok talihliydiler.
Onları saygı ve sevgi ile anıyor, Tanrıdan rahmet diliyorum. Yazıya attığım ironi dolu, aslında toplumsal acı yüklü başlık nedeniyle de beni bağışlamalarını…
Böyle de başlık atılır mı?
Ölümün mutlusu olur mu?
Hele söz edeceğin iki kayıp “canımın içi” kadar yakın olursa?
Burası Türkiye.
İnsan yaşamının en değersiz olduğu ülke!
Yaşlıların, emeklilerin, yoksulların üzerine basarak bazı insanların “yükseldiği” ve “yüceldiği!” ülke.
Trafik kazasında ölen binlerin, doğal afetlerin geliyorum dediği halde milyonların yaşamının ve geleceğinin hiç dikkate alınmadığı ülke.
Böyle olunca 80’nin üzerine çıkmış insanların ölümlerini “mutlu” saymamak mümkün mü?
İzmit’i çok seven, bütün ömrünü kentin ve kentlinin daha mutlu olması için gayret göstermiş bir değerli büyüğüm öldüğü zaman çok üzülmüştüm. Hatta aynı duygularla ve çabalarla yorulmuş genç bir meslektaşımın o tarihlerde ölümü de beni çok etkilemişti. Onların kayıplarından birkaç ay sonra büyük deprem felaketini yaşadık. Çektiğimiz acıları, sıkıntıları, çok sevdiğimiz İzmit’in o feci halini onlar görmemişti. Bu yüzden kendilerini çok şanslı saymıştım!
Şimdi son iki hafta içinde, İzmit’in bütün güzelliklerini yaşayan, çocuklarını, torunlarını gören ve her insana kısmet olmasını dileğimiz uzunca bir ömrü noktalayarak aramızdan ayrılan iki büyüğümüzün de aynı “şansa” sahip olduklarını düşünüyorum. Çünkü onlar Devletin, 65 yaş üstündeki vatandaşlarını “insan” yerine koymadıklarına tanık olmadılar.
Yaşamları süresince elbette ki bu kötü duyguyu çokça yaşamışlardır. Hepimiz gibi. Ama bunun somut bir olayda bu denli açık seçik ortaya konması, herhalde hiçbir düzgün ülkede söz konusu olamaz.
Domuz gribi aşısının 65 yaşın üzerindekilere uygulanmayacağı açıklamasını anımsatmak isterim.
Bir toplumda herhangi bir felaket karşısında önce çocuklar, sonra kadınlar ve sonra da “yaşlılar” dikkate alınır. Ama bizim toplumumuzda yaşlıların toplumun taşımaması gereken “safralar” olduğu kanıtlanmıştır.
İşte emeklilerin perişan hali!
İşte devletin sağlık biriminin domuz gribi nedeniyle yaptığı açıklama.
İşte çok sevdiğim İzmitli iki büyüğüm, bu aşağılanmayı görmeden Bağçeşme’de yerlerini aldılar.
Kimdi bunlar?
Turgut İnam.
İzmit’te önemli bir “ilk”in adamı!
Kentte taksi sayısı 10’ların üzerine çıkınca, “telefon” denilen alet de “iş” yaşamında kullanılmaya başlanınca, İzmit’te “ilk telefon taksi” yazıhanesini kuran 5 arkadaştan biri.
Şoför Turgut.
İzmit’in gelişimine en yakından tanık olanlardan biri!
Yeşil Chevrolet’i ile uzun yıllar İzmitlilere hizmet verdi.
Düzgün bir insan iyi bir aile babasıydı.
Çocukluk günlerimin en tatlı anılarını yaratan insandı.
Benim eniştemdi.
Son iki yılını hastalıklarla geçirdi.
Sevgili Ablamın ve de 3 çocuğunun sevgi ve ihtimam dolu aile sıcaklığı içinde aramızdan ayrıldı.
İkinci acımız yine bir İzmitlinin kaybıydı; Memduh Ertugay.
Köklü, uzun ömürlü kurumlar oluşturmak için sağlam karakter, mesleğinin hakkını veren, iyi ve sevilen insan olmak gerektirir. Kapanönü’nün Kebapçı – köfteci Memduh’u, bu özeliklere sahipti. Sürekli gülen yüzü, içindeki dostluğun, berraklığın aynasıydı. Son gördüğümde eşinin kolunda, elindeki bastona dayanarak yürüyordu. Yılların meydana getirdiği erozyon sadece güleç yüzündeki tebessümü etkilememişti.
İki büyüğüm de yetiştirdiği iyi ve sağlam karakterli çocukları yüzünden devletin aşağılamasından etkilenmediler. Bu yüzden çok talihliydiler.
Onları saygı ve sevgi ile anıyor, Tanrıdan rahmet diliyorum. Yazıya attığım ironi dolu, aslında toplumsal acı yüklü başlık nedeniyle de beni bağışlamalarını…

Yorumlar
Yorum yok
Yorum Yapın